Roma
ve Bizans dönemlerinde yörede kurulu kente Argyropolis (Yunanca argyros: “gümüş”
ve polis: "kent" demektir.) adı verilmiştir. Yöredeki savaşların asıl sebepleri
tarihi bir ticaret yolu üzerinde bulunması ve madenleriyle ün yapmış olmasıdır.
7.yüzyıl sonları
ile 8. yüzyıl başlarında bölge Emevi-Bizans ve Abbasi-Bizans arasında birkaç
defa el değiştirmiştir.
Halife Hz. Ömer
zamanında (634-644) Erzincan ve Erzurum Arapların eline geçince Gümüşhane’de bu
egemenliği tanıdı. Ancak bu egemenlik fazla sürmeden bölgede yeniden Bizans
egemenliği sağlandı. Halife Hz. Osman zamanında (644~656) Gümüşhane, Bayburt,
Erzurum ve Erzincan Emir Habib Bin Mesleme tarafından Bizanslılardan geri
alındı. Halife Hz. Ali zamanında (656-661), Muaviye ile olan mücadeleler ile iç
isyanlarla uğraşılması sebebiyle bölgede yeniden Bizans egemenliği başladı.
Emevi Halifesi
Abdülmelik zamanında (685-705) bölge tekrar Emevi yönetimi altına girdi. Ancak
Halife Velid zamanında (705-715) Araplar ile Hazarlar arasındaki çatışmalarda
Hazarlar başarı gösterince bölge yeniden bu durumdan istifade eden Bizanslıların
eline geçti.
Abbasiler
zamanında Bizans-Arap çatışmaları devam etmiştir. Bu dönemde Gümüşhane yöresi
ile ilgili fazla bilgi bulunmamaktadır. Ancak Bayburt'un Bizans egemenliğinde
kaldığı bilindiğine göre Gümüşhane de Bizans egemenliğinde kalmıştır
diyebiliriz.
Çağrı Bey'in 1016
yılında Anadolu'ya yaptığı ilk akın sırasında Gümüşhane'ye kadar geldiği
bilinmektedir. 1058'de Tuğrul Bey'in ordusu İbrahim Yinal komutasında Trabzon'a
kadar akın yaparken Gümüşhane'yi de ekonomik yönden önem arzettiği için
fethetmiştir.
Türkmen akınları
olmadan önce Hazarlar ve Peçenekler ile Çepni Türk oymakları bölgeye
yerleşmişlerdir. Çepniler 24 Oğuz boyundan biri olup Anadolu'nun fethi ve
Türkleşmesinde önemli rol oynamışlardır.
13. yüzyılın
ikinci yarısında Selçuklular Moğol istilası altında ezilirken Gümüşhane ve
çevresinin müdafaası Çepni Türklerine kalmıştır. Rum vakayinamecisi (tarihçisi)
Pataretos 14. yüzyılda Çepnilerin Tirebolu'ya vardıklarını söyler ki, bunlar
Gümüşhane tarafından gelmişlerdir. Anadolu'nun fethinden sonra birçok imaret
kurulmuştur. Gümüşhane ve Kelkit, Emir Mengücek Gazi tarafından kurulan Erzincan
imaretine bağlanmıştır. 1164'te II. Kılıçarslan Mengücekli topraklarını Anadolu
Selçuklu Devleti'ne bağladı. Anadolu Selçuklu Devleti'nde ticarete büyük önem
verildiğinden tarihi bir ticaret yolu üzerinde bulunan Gümüşhane ve çevresi de
önemini devam ettirmiştir.1243 Kösedağ Savaşı'nda İlhanlılar, Selçukluları
yenerek buraları zaptettiler.
Anadolu,
Moğolların nüfuzu altına girince Trabzon Rum İmparatorluğu bu defa Moğollara
vergi vermeye başladı. Moğol nüfuzunun kırılması ve Türkmenlerin beylik kurmak
için faaliyet göstermeleri neticesinde ve II. Yuannis devrinde (1280-1297)
Türkmenler madenleriyle ünlü Halibya (Haldiya) kısımlarını istila ettikleri gibi
Cenevizlilerle Venedikliler de İmparatorluk üzerinde iktisadi nüfuz vücuda
getirmişlerdi.
İlhanlıların son
hükümdarı Ebu Said'in ölümü üzerine 1335'te Bayburt, Erzurum ile Erzincan ve
Gümüşhane Celayirlilerin eline geçmiştir. 1345'te Eretnaoğulları, 1430'da
Karakoyunlu hakimiyetine geçen bölgeye 1467'de Akkoyunlular hakim olmuştur.
Fatih Sultan
Mehmet (1451-1481), Trabzon üzerine yürüdüğü sırada Trabzon Rum İmparatorluğunun
sınırları Giresun'dan Batum'a kadar ve güney hudutlar da Bayburt ve
Gümüşhane’nin kuzeyinden geçen dağ silsilesi ile çevriliydi. Osmanlılar’ın
aleyhte hareketleri nedeniyle Trabzon Rum İmparatorluğu, Akkoyunlu hükümdarı
Uzun Hasan'la işbirliği içine girmiştir.
1461 yılında
Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon Rum İmparatorluğuna son vermesiyle bölgede
Osmanlı etkisi görülmeye başlanmıştır.
Gümüşhane,
Trabzon Rum İmparatorluğunun fethedilmesinden sonra Osmanlı hakimiyetine girmiş
ve bu hakimiyet 1461'den 1467'ye kadar sürmüştür. Bu tarihten sonra Gümüşhane
Akkoyunluların hakimiyetine girmiştir. Bu hakimiyet 1473 yılında Fatih ile Uzun
Hasan arasında vuku bulan Otlukbeli Savaşıyla sona ermiştir. Gümüşhane ilinin
kuzeyindeki "Kharşit" ilk Osmanlı belgelerinde "Khas-Rudu çayı orta ve
yukarılarındaki Torul ve Canıca (Gümüşhane'nin eski adı) kesiminde
Akkoyunlular'a bağlı Ortodoks-Apkazlı (Abaza) "Torul Beyliği" 1474'de (veya
1478) Fatih'in Amasya'dan gönderdigi bir ordu kolu tarafından fethedilmiştir.
Yavuz 1508'de
Trabzon valisi iken Anadolu'da başlayan Şii ayaklanmaları yüzünden Trabzon'dan
Bayburt'a kadar uzanan bir sefer yapmıştır. Bu bölgede Safeviler lehinde
ayaklanma ve karışıklık çıkaranlar Çepni Türkleridir. 16. yüzyılda onlardan bir
bölümü Halep Türkmenleri, muhim bir kümede Sivas, Tokat ve Amasya bölgesindeki
Ulu Yörük arasında yaşadığı gibi yine bu boya mensup pek kalabalık bir topluluk
da Trabzon, Gümüşhane, Bayburt, Giresun ve Canik (Ordu ve Samsun) bölgesinde
oturuyordu. İşte Safevilerin hizmetindeki Çepniler de bu sayılan topluluk ve
bölgeden idiler.
Bu karışık
durumdan sonra bölgedeki sükunet ancak Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim
(1512-1520) arasında meydana gelen Çaldıran Savaşıyla sona ermiştir. Bölge
tamamen "Anadolu Türk Birliği"ne katılmıştır. (Ağustos 1514) Yavuz buraya vali
olarak Bıyıklı Mehmet Paşayı bırakmıştır. Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566)
İran seferi sırasında Harşit Vadisi'nden geçerken gümüş madeninin bulunduğu Eski
Gümüşhane yöresinin imar edilmesini emretmiş, böylece buraya ev ve Süleymaniye
Camii yapılmıştır.
1647'de
Gümüşhane'yi ziyaret eden Evliya Çelebi, buralarda gümüş madeninin çok olduğunu,
çalışır ve boşaltılmış durumda 70 kadar ocak bulunduğunu bildirir. Yine bu
ocaklardan 7 koldan kurşunsuz gümüş cevheri çıkarıldığını ve bu şehirde Emin
Mahallesinde darphane olduğunu yazarak üzerinde "Azze nasrahu daraba fi catha"
(Canca'da basılmıştır) yazılı birkaç akçenin kendisinde olduğunu bildirir.
Gümüşhane'de
doğan her çocuğun gümüşten kaşığının, çatalının ve tabağının olduğu rivayet
edilir. Şehrin nüfusunun her geçen gün artmasında coğrafi konumunun, tarihi ipek
Yolu üzerinde bulunmasının ve madenlerinin önemli rolü olmuştur.
Katip Çelebi,
Cihannüma'sında "Kaza-i Urla" diye adlandırdığı Gümüşhane için "Urla bir güzel
kazadır, yakınında gümüş olmakla Gümüşhane dahi derler" demektedir.
Maden ocakları
IV. Murad zamanında (1623-1640) en canlı dönemini yaşamıştır. Bir ara kapanan
ocaklar 1839 yılında yayınlanan bir hatt-ı hümayunla tekrar işletmeye
açılmıştır. Ocaklar mülki amirin tayini, padişahın onayı ile atanan ve Matah
Efendi denilen kişilerce yönetilirdi.
Gümüşhane 19.
yüzyılda Trabzon’a bağlı bir sancaktı. Doğu Karadeniz'in iç kesimlerinde yer
alan Gümüşhane Sancağı kuzeyde Trabzon merkez sancağı, doğuda ve güneyde Erzurum
Vilayeti, batıda Sivas Vilayeti ile çevriliydi. 19. yüzyıla kadar rahat bir
hayat sürdüren Gümüşhane yöresi, savaşlar nedeniyle tedirginlik içine düşmüş,
madenlerin yeterince işletilmemesi sebebiyle de göç başlamıştır. Böylece şehir
harap olmaya ve nüfus azalmaya başlamıştır. 1829 ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı
ile 7 Temmuz 1916 tarihlerinde Rusların Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz'de
yaptıkları işgaller ve bunun sonucundaki göçler Gümüşhane’de hayat
bırakmamıştır.
Ruslar 16 Temmuz
1916'da Bayburt'u aldıktan sonra yollarına devam ederek 19 (20) Temmuz 1916 günü
Gümüşhane’ye girmişlerdir. Türk birlikleri fazla karşı koyamayınca Ruslar ayni
gün Torul'a girmişlerdir. Böylece Trabzon yolu Ruslara açılmıştır.
22 Temmuz 1916
günü Kelkit üzerine yürüyen Rus ordusu akşama doğru burayı ele geçirmiştir.
Gümüşhane ve
çevresi bu işgaller karşısında ve özellikle Ermeni zulmü altında ezilirken
Rusya'da Bolşevik İhtilali'nin çıkması ve iç çalkantılar sebebiyle Ruslar 18
Aralık 1917'de Erzincan Mütarekesi'ni imzalamış ve ordularını geri çekmeyi kabul
etmiştir. Ancak Ermeniler katliamlarına devam etmişlerdir. Bunun üzerine
mütareke geçersiz sayılarak yeniden savaş başlatılmış ve bu suretle Torul 14
Şubat, Gümüşhane 15 Şubat ve Kelkit 17 Şubat 1918'de Rus işgalinden
kurtarılmıştır.
Milli Mücadele
yıllarında kıyı ile iç kesimler arasında geçiş bölgesi olması sebebiyle coğrafi
önem arz eden Gümüşhane, bu dönemde Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye
Cemiyeti'nin faaliyet alanı içinde bulunmuştur. Gümüşhane delegesi Kadirbeyzade
Zeki Bey bu cemiyetin ikinci başkanlığına getirilmiştir.
23 Temmuz
1919'da toplanan Erzurum Kongresi'ne Gümüşhane'den Kadirbeyzade Zeki Bey
(Gümüşhane ve Torul mümessili olarak) Erzurum Kongresi'ne katıldı. Kelkit'ten
Müftü Osman Nuri Efendi, Şiran'dan Müftü Hasan Fahri (Polat) Efendi Erzurum
Kongresi'nin açılış ve kapanış dualarını yapmıştır. Bu nedenle 9 Ağustos 1335
(1919)'da Mustafa Kemal, O'na yazdığı bir tezkere ile teşekkür etmiştir.
Osmanlı
hakimiyetinin ilk zamanlarında Erzurum Eyaletine bağlı iken sonraları Trabzon'a
bağlanan Gümüşhane sancağı 20 Nisan 1924 ve 491 sayılı kanunun 89.maddesinde
"Vilayet" başlığı altındaki kanunla 1925 yılında il olmuştur.
1925-1926 tarihli
Trabzon salnamesinde "Gümüşhane Vilayeti Merkez ilçe ile birlikte Bayburt,
Kelkit, Torul ve Şiran olmak üzere beş ilçe, beş bucak ve 377 köyden oluştuğu,
16943 evde 101153 kişinin yaşadığı şehirde hastane olmadığı; vilayetin ticari
durumunun Trabzon-Bayburt-Erzurum büyük yolu üzerinde ve İran transit yolu
üzerinde bulunduğundan oldukça iyi olduğu, aslında tarım memleketi olan
vilayetin bazı yerlerinde ürünleri yerel ihtiyacı karşılamadığından, halkın bir
kısmının işçilik, meyvecilik ve katırcılıkla geçindiği" belirtilmektedir.
Gümüşhane'nin il
olmasıyla birlikte Ahmet Durmuş (Evren-dilek) Bey vali olarak atanmıştır.
Cumhuriyet döneminin ilk Belediye Başkanı ise Osman Bey (Ataç) olup 1922-1934
tarihleri arasında görev yapmıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı
döneminde Gümüşhane’de yol ve köprü yapımına önem verilmiş, tarım geliştirilmeye
çalışılmıştır.İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı döneminde ise II. Dünya Savaşı
patlak verdiğinden ilk dönemlerde hemen hiçbir yatırımın yapılmadığı Gümüşhane
il merkezine 1948 yılında su getirilmiş, ertesi yıl da elektrik şebekesi
kurulmuştur.1950'den itibaren ekonomik bir kalkınma görülmeye başlanmış, ancak
daha sonra diğer illere ve hatta Avrupa ülkelerine göç olayı başlamıştır.
Bayburt'un 1989 tarihinde il olması ve ayrıca yeni ilçelerin oluşturulması ile
idari taksimatta değişiklik meydana gelmiştir. 1988 yılında Köse, 1990 yılında
Kürtün ilçe olmuştur.