» BİZDEN BİRİ-AYDIN SORDİ'NİN BAŞARI YOLCULUĞU Ekleme Tarihi : 07.06.2007
Çanakçıspor gecesine Nevşehir ve Yozgatlı arkadaşlari ile birlikte katılan Av. Aydın Sordi Giresun dan DP Milletvekili adayı olduğunu açıkladı. Kendisinine bu yolda başarı dilerken, onun kaleminden kendi hayat hikayesini siz okuyucularımızla paylaşmak istedik.

MERHABALAR...
31 Ocak 1976 tarihinde, Hasan Sordi (Bardo Hasan) ve Emine Sordi’nin 3. çocuğu olarak Karabörk’te ölü olarak dünyaya gelmişim. Köydeki devlet ebesi Kadriye ebe benden ümitsizmiş ama Şaziye nenem rahmetli parmaklarıyla kenetlenen ağzımı açıp üflemiş, hayata dönmüşüm. Nenem, beni hayata döndürmek için ağzımı açmaya çalışırken çok zorlamış belli, çünkü bir açılmış 31 yıl bitti kapanmıyor!

Adımı Hasan Ali koymuş Şaziye nenem. Ama 2,5 yaşına kadar maraz bir uşak kaldığım için annem ismimin gelişmediğine kanaat getirip adımı Aydın olarak değiştirmiş. Bugün bile, eniştem Kandazın Yaşar başta olmak üzere birkaç kişi beni hâl⠓Hasan Ali” olarak çağırıyor.

Tek göz odada, beş kardeş yaşadık yaklaşık 15 yıl. Babam Bardo Hasan, yakalattığı silahlardan dolayı hakkında kesinleşen hapis cezaları sebebiyle uzun süre kaçak yaşadığından eve gelemiyordu, ben babamı 5 yaşında tanıdım, o da hapse düştüğü sene.

Babam, firari olduğu dönemde, Rize-Derepazarı’nda bir odun deposunda çalışırken üstüne düşen kalas kaburgalarını kırmış, 1980 kışı idi, eve geldi, kaburgaları simsiyah kara sakızla kaplı, yere yatak serdi annem, babam inleye inleye yattı. Sabaha karşı kapı kırılır gibi çalınmaya başlandı, kapıda bir ses “yenge kapıyı aç, Hasan içerde biliyoruz, boşuna kaçmaya çalışmasın” diye seslendi. İhbar etmiş birisi karakola, “Hasan geldi evinde” diye. Annemin, korku ve endişeden irileşmiş gözlerle bir yandan kapıyı tutup bir yandan içerde yatan babama baktığını hatırlıyorum. Babam, kalkmak istedi ama kalkamadı. Kalkabilse, acil hallerde kaçmak için evin yanına ekletip ahıra gizli inişi olan “yannıktan” kaçmaya çalışacakmış ama kalkamayınca titreyen sesiyle, “aç kapıyı karı, çocuklar daha fazla korkmasın” oldu. Annem kapıyı açtı, boynu bükük çekildi. İçeri birkaç asker girdi, baktılar babam yaralı yatıyor, iki koluna girip kaldırıp giydirdiler, başından hiç eksik etmediği fesini taktılar, bir metre karın arasında çıkıp gittiler. Annem birkaç gün kimseyle konuşmadı. Birkaç gün sonra da rahmetli Şaziye nenem geldi, bizimle kalkmaya başladı.

Babamın yakalandığı günleri takip eden zaman içinde, imam ve muhtarın ön ayak olması sonucu köylülerin yardımları ile geçirmişiz kışı. Şaziye nenem tek başına savaşırdı,ama nereye kadar. Babamı ziyarete gittik, Görele hapishanesine. O zaman köy muhtarı olan sanırım Kandazın Naci amca ile Şaziye nenemin tanıklığıyla babamın yanına girebilmiştik. Çünkü resmi kayıt olmayınca annem ve bizim Hasan Sordi ile yasal bağımız yok sayılıyordu.

Annem, ablamlar, ikizler nenemle beraber ziyaretçi tarafında kaldılar, babam askerlerden rica etmiş, beni babamın yanına, mahkûm tarafına geçirdiler. Babamın üzerinde mavi beyaz düz çizgili pijamaları vardı. Kaburgasındaki kırıklar kaynamış, iyileşmişti. Annemle nenem, yakalanmasının en azından sağlığına iyi geldiğinde hemfikirdiler. Görüş bitti, beni mahkûm kısmından çıkarmaya çalışan askerlere direnip, “ben gitmeyesem, babamla kalasam” dediğimi hatırlıyorum hâlâ.

Babamın tahliyesinden önce, bakır ibriğindeki kaynar su dökülmüştü bacağıma, bacağımın biri dizden aşağı yanmıştı. O yüzden, eski evin penceresine çıkar, demirlerden dışarı bacağımı sallar Arpacının kıranından Değirmanyanına kadar köyü seyrederdim. Yaz bitmek üzereydi galiba, Ali Reis’in Hasan’ın BMC kamyonu geldi, İlyas’ın Osman’ın bakkalının önünde, Biçik Mehmet’in evi ile Kepço Hüseyin’in evi arasındaki açıklıkta durdu. Bagajda sarılı olan yatak, yorgandan müteşekkil yük indi, sonra şoför mahallinden bir adam… Rahmetli Osman amca geldi, kucaklaştılar, sonra adam omzuna vurdu yığını, yoldan yukarı döndü. Gelen babamdı…

1982 yılına kadar vatandaş değildim! Annemle babam resmi nikahlı değillerdi, 5 çocukları olmuş, büyük kızları ablamlar ilkokul 3. sınıfa kadar kayıtsız okumuşlardı. Bir yaz sonu annem elimden tuttu, Belamtam’dan Değirmenyanı’na okula kaydettirmeye götürdü. Yolda, Hacıhasan’ın gelinleri Cimideli (Hacer) ve Keleteli (Havva) yengelerin kavgasına rast geldik, annem araya girip kavgayı ayırmaya çalışırken, hepsi birlikte çaylığa aşağı yuvarlandılar. Annem, çaylıktan çıkarken bir yandan yemenisini bağlıyor, bir yandan da “kabahat sizi ayırmaya çalışanda, kırın birbirinizi” diye hayıflanıyordu… Anneme, rahmetli “İmam” Cemal amcanın karısı Hacer yenge ve “Mamile” Muhammet ağabeyimizin karısı Havva yengeye selam olsun…

Selahattin Dede hocamız okul müdürü idi,, kolları pazuya kadar kıvrılmış kazağım, hepi topu bir metreden az uzun boyumla bana baktı, nüfus kağıdı yok ama gelsin başlasın okula, duruma göre kaydederiz yada seneye kaydını yaparız dedi gülerek, başlayış o başlayış.

1982 de, Nüfus Kanunu ile ilgili çıkan af yasasından yararlanmak için, babam ve annem bir sabah toplandılar, beş çocuklarını da yanlarına alıp sabahın köründe Görele’ye götürdüler bizi. Babam ve annem, nüfus müdürlüğünde evlendiler, evlenir evlenmez de tavşan ve farelerden daha hızlı üreyerek, aynı anda 5 çocuk kaydettirdiler!

O günü hiç unutmam. İskeleye indik. İskelenin sağ ve solunda çırpınan dalgaları gördükçe annemin eteğine yapışmıştım. Hele iskelenin ucunda oturup ayaklarını aşağı sallayarak balık tutan insanlar bana dünyanın en büyük cambazı gibi gelmişlerdi. Bugünkü Görele’nin halini gördükçe keşke büyümesem, keşke dünya bozulmasaydı diyorum.

Beş kardeş, keçi sürüsü gibi siyah önlükler içinde annemin ardına takılır okula giderdik. Okul başlamadan önce annem bütün yaz yevmiyeye giderdi. Biraz büyüyünce Fatma ve Hafize ablamlar da onunla beraber. Eski demir, bakır, alüminyum ve plastik toplayıp satarak para biriktirmeye çalışırdım. İlkbaharda salyangoz toplardım çiseli günlerde sırganlıklarda. Ortaokula başladığımda, Mumcu Ahmet amcanın bakkalında çıraklık yapmaya başladım, öğlene kadar mezarlığın başında briket döker, öğleden sonra bakkalda dururduk. Bir yandan da Fılığın Selahattin ağabeye boya sandığı yaptırdım, arada bir ayakkabı boyacılığı yapıyordum.

Ortaokulu bitirdiğimiz yıl, hangi liseye gideceğimizi düşündük kara kara. Sonunda, Mumcu Şaban’ın oğlu Numan abi ile Foter’in oğlu Mustafa’dan gördüğümüz ve son sınıfında staj yapılıp maaş alınan ticaret lisesine gitmeye karar verdik. En azından bir yıl harçlığımızı okurken çıkarabilmek uğruna. Para pul yok, ama yola çıkılsın hele bir kez, gerisi kolay diye düşünüyordum, bu yaşıma geldim düşüncem değişmiş değil!

Aydın Kodalak, Raşit Cırıt, İbrahim Cındık, Rıfat Köçek, Şeremet (Kemal) Yılmaz, Şirin Çakır ticaret lisesine başladık, sene 1990. Burhan Çoban, Mehmet Yolcu, Aydın Yolcu ise İmam hatip lisesine devam ediyorlardı. Adını hatırlayamadığım kardeşlerim varsa aflarını diliyorum.

İlk yıl, Görele’deki Sınger bayisi Naci Karadeniz’in, dışı çinkolarla içi tahtakuruları ile kaplı eski evinin odalarında kaldık. Babam 1966 da tahliye olup Görele’ye geldiğinde, orası otelmiş, bir gece orada kalmış. O kış, imparator 1. Bush, Kuveyt’i ilhak eden maktül Saddam yüzünden Irak’a saldırdı. Şeremet, savaşın çıktığı gece, yanlışlıkla evi yakmış, duvardaki sıvanın arasında kalan ahşap çıtalardaki yangın gece ortaya çıkmış, sokağın karşısında CNN’den savaşı canlı izleyen fırıncılar söndürmüşler yangını. Aynı Şeremet, daha sonra diploma almaya bir hafta kala 3 yıllık eğitimini yakıp okuldan ayrıldı!

Liseye başladığımda, babam çay fabrikasından gelmemişti daha. Ayakkabı da alamamıştım. Bir ay kara lastikle gittim okula. Sonra, imam Mehmet Yolcu kardeşim, ayakkabı alana kadar giymem için bir spor ayakkabısını verdi bana. Babam fabrikadan gelene kadar öyle idare etmiştim.

İkinci yıl, Önder Çoban, Tuncer Karaman’da katıldı Görele’de eğitim kervanına. Bu sefer bekar odamız Maksutlu yolu üzerindeki Yeşiltepe mahallesinde, Usta ailesine ait ve yazın fındık amelesinin kaldığı, briketin aralarından akreplerin yatağımıza düştüğü bir evde idi. Lise ikide, Tirebolu’da Rüstem Olgun ve Selahattin Aksoy’un muhasebe bürosunda staj yapmaya başladım.

Staj yaptığım için yarıyıl tatiline gitmem yasaktı. Normal lisenin birinci sınıfında okuyan Önder köye gitmişti. 24 Ocak 1992 gecesi Tirebolu’dan geldim, bitkinlikten üstümü çıkarmadan yatağa uzandım, gece boğulurken uyandım. Gece ve sabah iki büyük kanama yaptım. Odanın yer döşemeleri, ördek sobamızın küllüğü kanla dolmuştu. Çocukken kaptığım bronşit, bütün çocukluğumda beni her yıl bir ay soluksuz yatırırdı. O bronşit ilerlemiş, tüberküloza çevirmişti. Ertesi gün Görele Verem Savaş Dispanserinden sevk aldım, akşam köye gittim. Evdekiler sofradaydılar. Kanama yaptığımı, sevk aldığımı ve Giresun’da tedavi olmak için ertesi gün hastaneye gideceğimi söylediğimde bütün kaşıklar sofraya düştü. Babam, “oğlum, genç fidana baltayı vurursun, bir yıl sonra kesik kapanır fidan büyümeye devam eder, önemli olan yaşlılıkta balta yememek, hastalığın önemli değil, tedavi olacaksın” dedi. Ertesi gün Giresun’a gidip Göğüs Hastanesine yattım.

Hastanede 54 gün yattım. 14 tanesi penisilin, 30 tanesi streptomycine olmak üzere 44 iğne yedim. Hastaneye yattığımda 138 cm idim, çıktığımda 147 cm. Taburcu olurken, geldiğim zamanki elbiselerim küçük geliyordu. Bir yıl sürekli ilaç kullandım, iki yıl ise her ay dispanserde film çektirerek takip edildim. İçtiğim hapları dizsem Karadeniz otoyolunun şeritlerini çizerim. Çektirdiğim filmler, sanırım birkaç Oscar’lık var.

Lise üçüncü sınıfta, emekli öğretmen Emin Önder’in Sayfiye mahallesindeki yine kümesten bozma evinde kaldık, Ahmet Kodalak ve teyzemin oğlu Engin Karadirek ile. Son sınıfta, Görele PTT merkezinde staj yaptım. Liseye başlarken, staj maaşını harçlık yapmak yerine, bisiklet alıp 7 ay aldığım maaşla bisiklet taksiti ödedim. Liseyi bitirdiğim 1993 Haziranında da, o bisikleti satarak, parasıyla ÖYS için Trabzon’a gittim.

Allah’ın (c.c) yardımı ile, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdim. Bütün ömrümce hayalini kurduğum pilotluğa giremeyeceğimi bildiğimden, elektrik olmayan zamanlarda, akşamları babamın anlattığı mahkeme, hapishane anılarının da etkisi ile Hukuk fakültesini tercih ettim. Diyarbakır’da bombaların, çatışmaların, boykotların arasında bir yıl (1993-1994) okuduktan sonra ikinci sınıfta Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesine yatay geçiş yaptım 1997 de, 71,13 ortalama ile dönem 7. si olarak mezun oldum ve bir yıl staj yaptıktan sonra 1998 yılında İstanbul Barosuna bağlı serbest avukatlık yapmaya başladım.

Yanında staj yaptığım üstadım ile 8 yıla yakın beraber çalıştıktan sonra, 3 meslektaşımla beraber ortak avukatlık yazıhanesi açtım. Halen yazıhanemde çalışmaya devam ediyorum.

2005 yılından bu yana Görele Dernekler Birliğince yayınlanan www.gorele.gen.tr ve www.karabork.net isimli internet sitelerinde yazılar yazıyorum. Elimden geldiğince sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerine katılıyorum. Yine, İstanbul Barosu nezdindeki komisyonlarda da mesleki çalışmalar yapıyorum.

Gördüğüm, duyduğum, nenemden, babamdan, annemden miras öyküleri derlediğim bir öykü kitabı ile, 2 yıldan bu yana yayınladığım aktüel ve siyasi denemelerimi topladığım yayına hazır iki kitabım var. Ayrıca, mensubu olduğum “Bardo” ve “Yeniçero” ailelerinin tarihsel öyküsünü hayata dair düşüncelerimle beraber anlatmaya çalıştığım bir kitabı da bitirmek üzereyim.

2000 yılında, fakülteden sınıf arkadaşım Ordu/Perşembe/Belice’li Melek hanım ile evlendim. 2003 yılında, “Ali”sini rahmetli Bardo Ali ve Hz.Ali’den, “Efruz”unu ise Türk Edebiyatından alıp Ali Efruz ismini verdiğim bir oğlum dünyaya geldi.

2007 yılında, DYP İstanbul İl Örgütünün daveti üzerine partiye kaydolarak İl Hukuk Komisyonunda çalışmaya başladım ve 2007 milletvekili genel seçimlerinde de, DP (DYP) Giresun milletvekili adaylığına müracaat ettim.

31 yıldan bu yana çarpışıyorum annemin deyimi ile. Allah (c.c) ömür verdiği sürece de yine annemin deyimi ile “denizi yakamasam bile çışş dedirtmek” için savaşmaya, doğru bildiğim hak yolunda, millet ve vatan uğrunda çarpışmaya devam edeceğim.

7 kardeşiz. Fatma (1971), Hafize (1973), Aydın (1976), Ayhan (1978), Aynur (1978), Emre (1987) ve İlker (1993). En küçüğümüz doğduğu zaman, iki büyük abla evlenmişlerdi. Fatma ablam 1988 den itibaren Sakarya’da yaşıyor. Bugüne kadar, 7 kardeş bir araya gelip aynı fotoğraf karesine giremedik daha. Bir kişi hep eksik kalıyor. Diyeceğim o ki, ailemizin,, etrafımızdaki insanların değerini bilelim. Aklımız, kaybedip yoksunluk çekmeye başlayınca başımıza gelmesin.


Av. Aydın Sordi


www.sisdagi.com ve canakci.com.tr olarak Aydın kardeşimize hayatının kalan sayfalarında üstün başarı, bol neşe, sağlık, sıhhat diler, Melek yengemiz ve oğlu AliEfruz'la mutlu ve huzurlu bir hayat dileriz 

haber: www.karabork.com


YASAL UYARI: Köşe yazarlarımızın yazdığı tüm haber ve yazılardan yazarllarımız sorumludur, Site yöneticileri hiç bir durumda sorumlu tutulamaz.
www.sisdagi.com
Haber : Bahtiyar Şengün
Okuyan : 5455

.:YORUMLAR:.
Sisdagi.com Haber Sayfası

 » mehmet çakır Ekleme Tarihi : 17.5.2008
sevgili kardeşim aydın bende bir karabörklü olarak köyümden yetişen sizin gibi değerli insanlarlan gurur duyorum hepimiz bilirim çok güç koşullarda yaşadık ve okuduk tabiki bazılarımız bu güçlükleri aşamadı ama sizler bu zor şartlar karşısında yılmadan çalışıp engelleri bir bir aşıp köyümden kiminiz doktor kimiavukat öğretmen iş adamı olan siz değerli hemşerilerimi cani gönülden tebrik vetakdir eder ailenize allahdan sıhat sağlıklı mutlu bir yaşam diler çalışmalarınızda başarılarınızın devamını yüce mevladan dilerim sağ ve esen kal
     
 » kerim can Ekleme Tarihi : 22.1.2010
konuşmaları güzel ama insanın söylemi ile eylemi de aynı olması gerekir önemli olan o bence
     
 » GÜLDEN ÖZEN Ekleme Tarihi : 19.3.2010
zorluktan geldiğiniz ve mücadele vermeyi sevdiğiniz belli başarılarınız devamını ve daha önemli yerlere gelmeniz hep yazılarınızı okumak dileğiyle a.e.olun
     
 » MISRA KIZILTAN Ekleme Tarihi : 2.7.2010
dayı yazdıkların beni çok etkiledi. bundan sonra her şey gönlünce olsun.
     
 » naciye uçak Ekleme Tarihi : 25.7.2010
Vallahi yazılanlardan ben de etkilenmedim dersem yalan olur avukat bey..
     
 » MERVE Ekleme Tarihi : 5.1.2011
ne mutlu size .. n kadar da güzel dile getirmişsiniz sizinde dediğiniz gibi ALLAH (cc) ömür verdiği sürece eşinizden yavrunuzdan ayırmasın..
     
 » AHMET KODALAK Ekleme Tarihi : 3.2.2011
YOLUN VE BAHTIN HEP ACIK OLSUN ALLAH.A EMANET OL
     
 » ayhan sordi Ekleme Tarihi : 8.4.2011
eh abicüm
     
 » tuncay türk Ekleme Tarihi : 17.8.2011
sendeki başarma azminin nekadar olduğunu çok iyi bilyorum kardeşim daha büyük başarılara imza atcağından daemenim allah (cc) yolunu açıketsin kardeşim
     
 »  murat kaya Ekleme Tarihi : 1.10.2011
yazdıklarınızdan etkilendim bir kaç kelime yazmayıda kendime borç bildim mezun olduğunuz ticaret lisesi 94 mezunuyum hayatta inanmak başarmanın ta kendisidir sözü okumuş olduğum yazınızda bir kez daha aklıma geldi bi yerlere gelmek isteyen gençlerin sizin gibi değerli hemşerilerimi örnek almasınıcani gönülden isterim. yolunuz açık olsun allaha emanet olun.verdili,li Murat KAYA.
     
 » zeliha şahin Ekleme Tarihi : 12.9.2013
yolun hep açık olsun sevgili kardeşim...
     

Sis Dağı Haber Sayfası

İsim :
Mail :
Yorum :
Tarih :
Haber :
 

 

 

Spor Haberleri    Diğer Haberler